İncilli Çavuş Kimdir? Bir Kayseri Hikâyesi
Tanışma: Geçmişin İlgisiz Hüzünleri
Hayatımda bazı anlar vardır, o anlarda kalbiniz sanki bir taş gibi ağırlaşır, ama aynı zamanda o taşın içinde gizli bir sıcaklık da vardır. Bazen, bir insanla tanışmak, bir olayla yüzleşmek, o kadar içsel bir şey olur ki, hissettikleriniz kelimelere dökülmeye başlar. Kayseri’nin dar sokaklarında yürürken, hafif bir esintiyle karşınıza çıkacak o eski öyküler gibi. Bazen geçmişin en soğuk köşesinde, yıllar önce unutulmuş bir yüzü görmek gibidir bu; “İncilli Çavuş kimdir?” sorusu, işte böyle bir sorudur.
Bir sabah, rutinimden bir sapma yaşandı. İşyerine gitmek için evden çıkarken, marketin önündeki gazete satan adamın o tanıdık bakışlarını fark ettim. Hemen gözlerim gazetenin manşetinde. “İncilli Çavuş’un Hayatına Dair Yeni Detaylar!” Başımı çevirip hızla yürüdüm, ama içimde bir şey kıpırdadı. O eski hikâye, yıllar sonra yeniden zihnime takılıverdi.
Hatırladım: Bir Çocuk, Bir Çavuş ve İncir
Benim için İncilli Çavuş, bir efsane gibiydi. Bunu çocukken çok duymuştum, ama hiçbir zaman tam olarak ne anlama geldiğini çözemedim. Kayseri’nin kuytu sokaklarında çocukluğumu geçirirken, evimizin yanındaki parkta, bazen o eski çavuşla karşılaşırdım. Yaşını tahmin etmek zordu; ama gözlerinde derin bir hüzün, sanki yaşamış olduğu yılların acılarını taşıyor gibiydi. Her sabah, incir dolu sepetiyle parkın girişinden geçerken, çocuklar ona bakar, o da bakar, ama hiçbir şey söylemezdik.
Bir gün, o günlerden birinde, cesaretimi topladım. “İncilli Çavuş, neden incir satıyorsun?” dedim. Bana öyle bir bakmıştı ki, bir şeyler anlatacak gibi. Ama yalnızca başını sallayıp, “Bazen, insan geçmişini unutmak ister,” demişti. O kadar kararlıydı ki, bu sözleri duygusal bir boşlukla söylese de, gözlerinden yaşanmışlık hissediliyordu.
O zamanlar, “İncilli Çavuş kimdir?” sorusunun ne kadar derin olduğunu anlamamıştım. Yaşadığımda, sadece bir çocuğun meraklı bakışlarıydım. Ama zamanla, ne demek istediğini öğrendim. O incir sepetinin aslında bir yük taşıdığını, bir ağırlığı var olduğunu fark ettim. Çünkü incir, hem tatlı hem de kırılgan bir meyve, sanki içindeki kırık kalpleri temsil eder gibi.
Duygusal Bir An: Fırtına Gibi Geçen Yıllar
Yıllar geçti, belki de hayat çok hızlı bir şekilde devam etti. Bir sabah, gazetedeki haberler arasında eski İncilli Çavuş’un kaybolduğunu öğrendim. Kayseri’nin belli başlı köylerinde yaşadığı ve bazen eski dostlarıyla bir araya gelip incir aldığı söyleniyordu. Ama bir şey vardı: O eski tanıdık parkta onu hiç görmemiştim. O kadar kalabalık, o kadar gürültülü, o kadar ‘unutulmuş’ bir hal almıştı her şey.
Bir akşam, Kayseri’nin soğuk bir gecesinde, yeniden yürürken karşıma çıktı. Ama bu sefer, incir sepeti yerine elleri bomboştu. Yavaşça yaklaşıp, “İncir alır mısınız?” diye sormak yerine, sadece gözlerine baktım. Gözlerinde çok şey vardı. Hani bir insanın yaşadığı acıyı, kayıpları gözlerinde görürsünüz ya, işte tam öyle bir şeydi. Zamanla, Çavuş’un sadece eski bir dost olmadığını, aslında yıllarını kaybetmiş bir adam olduğunu fark ettim.
O an, bütün bu yılların çöküşünü, yüklerini onun üzerinden hissettim. Geçmişi, belki de bir zamanlar onu anlamadığım kadar, bu gün daha net anlıyorum. İncilli Çavuş’un, yaşadığı yerin arka sokaklarında ne kadar yalnız olduğunu hissettim. Bir zamanlar onun arkasında duran o çocuk, şimdi yılların içinde kaybolmuştu, ama bir şey fark ettim: İncilli Çavuş, kaybolmuş geçmişini ve incir sepetinin yükünü hep omuzlarında taşıdı.
Sonra, Ne Oldu?
İncilli Çavuş’un kaybolduğunu duyduğumda, birdenbire hayatın hızla geçtiğini fark ettim. Belki de her şeyin sonu yoktur, ya da bazen kaybolan şeyler geri gelmez. Fakat o eski çavuşu düşündüğümde, hala bir umut ışığı olduğunu hissediyorum. Belki de her kaybolan şeyin ardında, bir şeyler bulmak var. Bazen geçmişin kaybolan parçalarına sarılmak gerekir, bazen sadece sessizce anmak.
İncilli Çavuş kimdir? O, bir zamanlar kaybolmuş bir figür, geçmişin derinliklerinden çıkan bir simge. Ama aynı zamanda, geçmişin acılarını bir kenara koyarak hayatını sürdüren bir insan. O, her bir incirle geçmişine, kayıplarına, sevinçlerine ve hüzünlerine bir adım daha yakın oldu. Fakat en önemlisi, İncilli Çavuş bir insanın, yalnızca bir zamanlar sahip olduğu ama kaybettiği şeylerle ne kadar güçlü olabileceğini anlatıyor.