Ekmek Fırında Fanlı mı Pişer, Fansız mı?
Kayseri’nin sabahları, bir başka olur. Özellikle ilkbaharın yavaşça dokunduğu, her köşe başında taze bir umut doğuran o zamanlar… Havanın serinliği, beni her zaman eskilere götürür. Çocukluğumda, babamla sabahları fırına gitmek, Kayseri’nin o meşhur ev ekmeğini almak, mis gibi kokusunu içime çekmek, en basit ama en değerli anılarımdan biridir. Ekmek fırınının kapısını her çaldığımızda içeriden yükselen o sıcak hava, insanı sarmalar. Fırıncı amca, babama gülümsediğinde, ben de orada durur, sanki o anın bir parçasıymışım gibi hissederdim. Ama bir şey vardı, o günlerden beri kafamı kurcalayan, beni bir türlü rahat bırakmayan bir şey… “Ekmek fırında fanlı mı pişer, fansız mı?”
Fırında Ekmek: Bir Rüya mı Gerçek mi?
Bir sabah, o ekmeği almaya gitmek için annemle fırına doğru yola çıktım. Fırının önünden geçerken her zaman olduğu gibi içeriye bir göz attım. İçerisi sıcacıktı, ama bir tuhaflık vardı. Havanın içinde daha önce hiç fark etmediğim bir şey vardı. O an, sanki o sıcaklık ve duman arasında, fırıncının yüzündeki o sert ifadeye karşın bir tür huzur bulmuştum. Sanki, ekmek sadece ekmek değil, bir büyüydü.
Yavaşça ilerlerken babama doğru döndüm ve sordum:
“Baba, ekmek fırında fanlı mı pişer, fansız mı?”
Babam gülümsedi. O kadar sıcak bir gülümseme ki, başını kaldırıp yüzüne bakınca, yılların ona nasıl bir ağırlık kattığını düşündüm. Babam, sanki bu sorunun, hayatın anlamı kadar önemli olduğunu anladı. Ama bir yandan da her şeyin gerçekten ne kadar basit olduğunu…
“Fanlı olursa daha iyi pişer, oğlum. Ama bazen, fırın biraz azıcık açılmalı ki, buharlı hava içinde hamur daha kabarabilsin. Fırın bir türlü seni doğru bulmalı, ona da sen karar verirsin,” dedi.
Hangi fırının, hangi hamurun, hangi ustanın doğru olduğunu anlamak gibi, hayat da bir seçimler silsilesi gibiydi. Hangi sıcaklıkla ne kadar zaman, kısacası hangi kararı verirsen, pişmen de ona göre şekillenecekti.
Anlamlı Bir Sorudan Gerçek Bir Cevaba
Ekmek fırında fanlı mı pişer, fansız mı? Bu soruyu yıllarca sormuşumdur. Çünkü o ekmek, o kokusu, o altın sarısı kabuğu, bana sadece karın doyuracak bir şey gibi gelmedi. Bir anlamı olmalıydı. Tıpkı benim hayatımda olduğu gibi. Çevremdeki herkesin hayalini ve yaşadığı anı düşündüğümde, hepsi bu kadar karmaşık değildi. İnsanlar çok basit bir soruyla hayatlarını yönlendirebiliyordu, değil mi? Ben de sabahları ekmeği almak için gittiğimde, kendimi fırındaki o sıcaklıkla baş başa bırakıyordum.
Bazen düşündüm, belki de hayatımda doğru bir fırın olmadan, bir ekmeği doğru şekilde pişirmemi bekliyorum. Ve sormadan edemedim: Ekmek gerçekten pişebiliyor muydu? Fırın belli bir sıcaklıkta, doğru ısıda, bir başka sıcaklıkta mı olmalıydı? Ve en önemlisi, o ekmeğin doğru şekilde pişmesi için gereken, beklediğimiz doğru zamanda doğru kararları vermek değil miydi?
Fırında pişen ekmek, bazen sadece bir şeyler yetiştirmek değil, aslında bir yolculuktu. Yavaş yavaş pişer, kokusuyla seni sarar, seni sen yapar. Eğer doğru sıcaklıkla, doğru hamurla, doğru sabırla pişer, ortaya çıkan ekmek bir harikadır.
Bir Gün Fırıncı Amcadan Öğrendiğim Gerçek
Bir gün, sabahın erken saatlerinde, fırına gittiğimizde, fırıncı amca sanki o soru için bekliyor gibiydi. Hani, o eski fırıncılar var ya, gözlerinde hep bir bilgelik barındırır.
“Hoş geldiniz,” dedi gülerek. “Bugün fırında fanlı mı pişiyor, fansız mı?”
Gülümsedim, o kadar komikti ki…
“Baba, senin ekmek için düşüncelerin var mı?” diye sordum. Babam, elindeki ekmeği aldı, fırıncının gözlerinin içine bakarak bir cevap verdi. “Fırında fanlı pişer,” dedi, ve fırıncının yanına gitti. O kadar kararlıydı ki, bunu söylemek için.
Fırıncı amca da gülümsedi. “Bazen, ekmeğin doğru pişmesi için biraz fan lazım. Ama unutma, her fırının kendine göre bir tarzı vardır. Ekmek pişerken, ona biraz da sevgi gerek,” dedi.
Gözlerim doldu. Aslında hiç de farkında değildim ama, o sabah, fırıncının o sözleriyle birlikte, belki de yıllardır içinde kaybolduğum soruyu nihayet çözmüştüm. Ekmek, yalnızca fırınla ilgili değilmiş. Ekmeğin pişmesi için, sabır, sevgi ve biraz da doğru zamanı bulmak gerekmiş. O an, bir parça ekmeğin bile, bir insanın ruhunu nasıl besleyebileceğini fark ettim.
Hayat Gibi Ekmek
O günden sonra, fırına her gidişimde, ekmekle ilişkim farklı bir boyut kazandı. Ekmek fırında fanlı mı pişer, fansız mı sorusunun cevabının sadece ekmekle alakalı olmadığını, aslında hayatla da ilgili olduğunu keşfettim. Hayat, tıpkı fırındaki ekmek gibi; bazen fanlı olmalı, bazen de sadece içindeki hamurun doğal sıcaklığında pişmeli. Her şeyin bir zamanı, bir sıcaklığı, bir atmosferi vardır.
Ekmek pişerken, sabır gerektiren bir şeydir. Ve bazen hayatımızda da tıpkı o ekmek gibi, doğru zamanda pişmek gerekir. Aksi takdirde ne o içindeki lezzetler ortaya çıkar ne de dışı altın sarısı, tam kıvamında olur.
Şimdi sabahları, fırından ekmeği alırken, o soruyu sormuyorum. Çünkü artık, her ekmeği alırken, o kadar derin bir anlam taşıdığını biliyorum. Hem bir düşünce, hem de bir duygu. Ekmeği, sadece karın doyurmak için değil, bir anlam arayarak alıyorum.
Ve şimdi biliyorum ki, ekmek fırında fanlı mı pişer, fansız mı? Bunu ancak biz, doğru sıcaklıkta, doğru zamanlamayla, sevgiyle pişirdiğimizde öğrenebiliriz.